usulca bekledim.. yollar ve yollar..pencere camından izler gibi hayatı..gormek ama dokunamamak.. ayın parlak tarafı.. tam 90 derece..,vuruyor yuzume dik açıyla.. yollar virajlardan geçilmiyor.. bekledim.. çizgiler ara sıra kesik kesik bazen durmaksızın uzuyor.. bu yolun çizgileri değişiyor.. otobus camından izlemek gibi..uyuyan bir soforu.. kalk kalk diye durtmek gibi .. uyanmak... frene basıldı.. durduk.. dinledim sesleri.. bazı goruntuler gordum zihnimde buyuttugum.. gercek miydi.. cennettemiydim.. öldük mü? ah şöför.. uzaklardan goruyor gibiyim gelen mevsimi..bas donmesi bundan mı..? öldüm mü.. bu koku ne? urperdim.. çektim içime..çok guzel.. dokundum kokuya.. öldüm mü? yok henuz değil.. inandım.. ruyalar.. hayaller... durdum,dinledim... cennetin kokusu olur mu..? inanmadın di mi..? ben duydum o kokuyu... e ben öldüm o zaman... evet öldüm.. kalk sofor.. ne ölmesi..ne uyuması.. bu yolculuk bitmiyor.... geçip gidiyor..eğer uyursam gidersin cennete... henuz uyumadım..sen ise zaten cenneti gordun... cenneti kokladın ... bırak derinliklerine gidelim cennetin... ve tenhalaştı .biraz yol aldık..uyumak yok... kokladım.. hala ölmedim... zaten cenneti gördüm ki.. korkmam ölmekten... ölsemde ölmem.. daha uyumadı sofor ...
haydi şimdi sustursunlar... daha yeni tadını almıs mahremiyetin... kağıttan gemiler yapmıs.. ustune resimler çizmiş...renkli kalemlerle.. bir isim bile takmıs gemisine... ama hep kendisi uflemiş yelkenlerine.. kocaman bir denizi varmıs aslında kendine gore... kaybolabilir sanmıs minik gemisi... fırtına bile cıkarmıs kendi ağzıyla ... bazen cok batmak istemiş sığ sularda... kendisi bile kıyamamıs gemisine...
lodoslar poyrazlara karısmıs bir anda... dudaklar coğalmıs ufleyen... her yerden bir ses...gemi şaşkın..tayfalar cesur.... karaya cıkartmıslar gemiyi... hemen yanında su olmasına ragmen... yuzmemiş gemi... bu kadar yakın,bu kadar çaresiz bir kaptan...
bir çift dudak kurtarmıs karadan gemiyi.. iç içeyken denizle,tuzla.... tamire koyulmus kaptan... tayfalar azalmıs...akıl verememiş kimse... akıl hiç hukum surememiş bu gemide
yakından bakmıs o dudağa...lodosuna.... geminin ustundeki yazı değişmiş... bu daha once gordugu yazılara benzemiyormus...
bu kadar tatlı ve sulu bir elma hiç yememiştim.. pamuk prensesin bile benim yerimde olmak istediğini soylediler kulagıma..şaşırdım cok...pamuk prenses kim ,ben kim...? sonra gece oldu...karnım hala toktu..elma tıkamıstı beni... bi anda vucudumda kıvrımlar olusmaya basladı...alla alla dedim...elma kurduna donusuyordum...kıllar yerine kıvrımlar oluyordu vucudumda...aynaya bakmaya gittim..aynanın onunde bir cadı vardı....elinde bir şişe şarap.. -soyle ayna soyle,dişimin arasında birşey kalmıs mı? diyordu aynaya.. o anda farkettim cadı kördü.. ben ise büklüm büklüm olmustum...kıvır kıvırdım...bir an kendimi cok korumasız sandım..bi koseye sıgındım... sabah olmasını bekledim... sabah evdeki tum saatleri 3 saat geri aldım... sonraki gun 4 saat ileri .. sonraki gun yine 3 saat geri aldım... boylelikle kafam karısıyordu..ne zaman elma kurdu olacağımı bilmek istemiyordum... bu sayede cadıyla bir daha hiç karsılasmadım... aynanın onune 6 tane kürdan koydum... iyi kalpli bir elma kurduydum ben... yuvama dondum...gece tam ortamdan 2 dişin gecmesini bekledim....sonra çöpe atılmayı... bi ara da kelebek olmayı beklemiştim..kandırmıslardı o zaman sanırım... neyse....
kaleye saldırıya geçmiştim tam da..garip askerler kıcıma basıma dışın dışın diye ok atmaya basladılar..kapının onune bi geldimm.basımdan assağı kezzap atmaya hazırlanıyorlar... hemen yana kaçtım..kezzzap yanıma dokuldu..buhar cıktı,yuzum yandı... o an dunyam pespembe oldu işte... kezzapa ne koydularsa testosteron mu vardı ne vardı... gozume herkes bi guzel gelmeye basladı..var ya anlatamam... bi parça cebime koydum kezzaptan.. atıma bindim,uzaklaşmaya calıstım..at gozume bi guzel gorundu.kıvrık kıvrık kosuyodu..o kuyrugu..hele o kuyrugu yok mu? neyse etraf aydınlandı .bulanıklık,pembelik gecti.. koyume varmıstım... cebimden kezzabı cıkardım..atımın gozune surduk.. sonra kaçtık..
eylem demek fiil demek...yanlış mı hatırlıyorum yoksa? hayır. tabi ki hatırlıyorum da,oyle gelişti cumleciklerim.. evet bir eylem planım vardı.once nefesini tutacaktın.gozlerini kapatacaktın.sadece ölümü düşünecektin o an...bunların hepsi birer eylem...farkındayım... birgun daha gececek,birgunler ordusu arkandan gelecek sonra.ben artık nefesini tut demeyeceğim.sen ölümü düsünmekten yorulmus olacaksın...bu sefer ben tutacağım senin nefesini..zorla mı?.. evet zorla...işte o zaman ben dusuneceğim senin ölümünü..anlayamazdım değerini bunu dusunmeden..haa dusundum de ne oldu,ne zaman gercekleşti bu eylem planı? gülden mevsimler geçti,tülden mevsimler geçti...... ama mevsimler bu kadar hızlı geçer mi? bu hangi mevsim? doğru mevsimde miyiz?.......
öldüğünü düşündüm bütün gece,sonra nefesimi tuttum.beraber öldük gece... işte bu ölümün mevsimi olsa gerek,ama fiil olan ölümün.. ölmek... mevsiminin gececeği fiilin... her yıl gelip geçen mevsim bu.. hiç tekrarlanmayan birşey değil... bu bir fiil.. bu yaptıgımız bir eylem...
sozlerimi cevirme baska dillere sadece gül sadece bir gül ayakta tutar seni,bilirim kokusunu duyunca düşersin ufuğa ne dedin şimdi? duyamadım?
hangi kelimeler onlar? neler döküldü ağzından? hangi ruju surdun bugun? hiç güllerin yere düştü mü? uzerine basıldıgını hiç gordun mu? kendi gozlerinle evet...
cevirme gozlerini bu sefer sadece yüzüme sadece...
sen hiç gül aldın mı? hiç gülllerin ağladı mı? hayır,yağmur değil bu hiç elinde güllerle saatlerce üşüdün mü? hayır,soğuk değil bu hiç güllerin yere düştü mü? evet senin düştü mü?...
birazcık duydum şimdi dediğini ne? ...
mevsimi mi değil? gülün mevsimi mi olurmuş? hadi ordan...
doğru mevsimdeyiz bu mevsimde gülden dağlar var hala doğru mevsimdeyiz bu resimde gülden dudaklar var ne sürdün dudaklarına? hangi ruj bu? aynı ruj mu? tadı hala aynı mı? evet doğru mevsimdeyiz herşey aynı olmalı ....
kurban seçtim kendime önce,kırbaçlarım denizin ustunde,dalga kopuklerine vuruyordu. Sabah kalkar yuzerdim onceleri,kuma ayagımım değdiği son yere kadar koşmaya çalışırdım.Fahişelikten,kahpelikten haberim yoktu.Geceleri yakamoz beklerdi ellerim.deniz yıldızları gorurdum suyun dibinde.fahişeydi deniz.soyunurdu o da benle. Terlerdim su da,terlerdik,tuz olurdu ustumde.kahpe seni.terimin tuzuyla karısınca mehtapta dalardı uzaklara,bakmazdı bize.deniz yıldızları gozume carpardı.kulaklarım suyla dolar,ceplerim kumla.Deniz fahişeydi tum yaz boyunca.Uyumak için yalvarırdı.tuzlar uzerime yapısırdı. Sonra sabahları kahve içerdim fahişeme karşı,ne guzel olurdu sabahları.sabahları ne guzel olurdun deniz.sıcacık kumlarında sanki dun hiç sevişmemiştik.kopuklerinde tadım yoktu sanki.sen ne kadar kıyıya vursanda tuzumu,sende tuzdan bol ne vardı,kim bilir kimlerin tuzları hangi kıyılardaydı.fahişeydin deniz.bunu bende biliyordum ama vazgeçemiyordum tuzunu hissetmekten,sigara oyle keyifliydi.tuzun varsa ağzımda tadını tam olarak alırdım sigaranın.içtim içtim.geceler boyu sigarandan. fahişeydin deniz,kimbilir kimlerin tuzunu bıraktın kıyılara,kayalara. fahişeydin deniz,hemde çok kahpeydin . . . ama sabahları hep güzeldin . . . ama fahişeydin . . .
17 aylıktan buyukler okumasınlar lutfen,zira bunlar onları ilgilendirmez artık.erken yasta okumayı soken kuzen ,yegen,kardeşleriniz varsa okutabilirsiniz bunu. neyse. meyve veren ağaç taşlanır misali bugun taşlandım resmen,sonrada altıma carşaf serip kafama sopayla vurarak dutlarımı silktiler,dedim onlar daha olmadılar ama,dinlemediler beni.bir tanesi tam bogrume geldi,nefes alamadım,hemen ağzıma 2 dut attım,duzeldim. şimdi bunu okuyup anlamayanalar olacaktır tabi,zira anlayacağınız dilden yazdım,hayalgücünüzü deniyorum.zira basta da yazmıstım ay hesabı yapamadıysanız o beni ilgilendirmez. bu arada dutlarınızı yıkayarak yemeyin,tadı kaçar,ustunde azcık bocek ,kucuk sinekler falan varsa yanınızda kurbaga bulundurun.kurbaga onları yerken sizde dutları yersiniz,sonra kurbagaya yol verin geçsin gitsin yanınızdan,ne yapacaksınız kurbağayı deli gibi yanınızda.hem siil yapar cok da dokunmayın ona . . .
hadi bakalım . . .
|
|